İçişleri Bakanlığı müffetişleri Hrant Dink suikastına ilişkin olarak ‘görevi ihmal’den soruşturdukları ve aralarında eski İstihbarat Daire Başkanları Ramazan Akyürek ve Sabri Uzun’un da bulunduğu polisleri akladı. Rakel Dink’in başvurusu üzerine Başbakanlık Teftiş Kurulu bir rapor hazırlamış, bu rapor nihayet Başbakan’ın masasına ulaşınca da, onun ‘olur’u ile soruşturma başlamıştı. İçişleri Bakanlığı müffetişlerinin 9 Kasım 2009’da tamamlanan raporu, Başbakanlık Teftiş Kurulu’nun raporuna cevabi nitelikte. Mesela “Erhan Tuncel’in tetikçi Ogün Samast’ı ihbar etmek için polisi aradığı, hatta beş gün önce Emniyet’e mesaj çektiği halde önlem alınmadığı” savına karşılık İçişleri Bakanlığı raporunda “Erhan Tuncel, mesaj atmak yerine rahatlıkla polise gidebilir ya da 155’i arayarak ihbarda bulunabilirdi” deniliyor. Bunun gibi şeyler. Maalesef. Bu haberi okurken Arat’ın babasının üçüncü ölüm yıldönümünde bizlere seslenirken söylediklerini hatırladım yine. Üç yıl. Soruşturmanın derinleştirilmesini isteyenlere, adalet bekleyenlere karşı handiyse bir psikolojik savaş yürütülüyor üç yıldır. Ama olsun.
Yine de biz, bu sabah, Beşiktaş, İskele Meydanı’nda adalet nöbetindeyiz işte. Davanın 12’nci duruşmasının görüldüğü mahkemenin yakınındaki toplanma yerimizde. İnatla.
Böyle olmalı daha bir süre, böyle olacak çünkü. İnatla toplananlar orada, burada. Olacak.
Çünkü işte bir yandan da böyle bir döneme geldik. Böyle bir dönemdeyiz. Nerede bir iyilik, bir adalet nöbeti tutulsa, nerede böyle inatçı bir topluluk oluşsa, orası hemen bir merkez oluyor, bu eksen etrafında bir dayanışma hareketi oluşuyor.
Evet, Hrant Dink suikastının bu dava ile aydınlanacağı konusunda Arat kadar umutsuz olabiliriz, müffetiş raporlarıyla bizim inadımızı kırmaya çalışıyor olabilirler ama bir başka şey, mesela Ankara’da direnen TEKEL işçileriyle bizim aramızda oluşan, oluşmakta olan bir dayanışma duygusu, bir ortaklaşma halidir zaten bizi umutlandıran da.
Onlar da hükümetten, devletten bir şey beklemiyorlar. Başbakan’ın söyledikleri ortada. Ama işte bir yandan da Türkiye çapında iş bıraktı işçiler, emekçiler onlar için. Sınıf kardeşleri. Yevmiyelerini, hatta işlerini riske ettiler. Konfederasyon başkanları tartışsınlar, “Katılım düşük müydü, yüksek miydi, ne kadardı?” diye.
Geçen cuma bizim ‘Masaüstü’nde Deri-İş Başkanı Musa Servi ile Petrol-İş Başkanı Mustafa Öztaşkın’ın dikkat çektiği gibi, asıl önemli olan emekçilerin böyle büyük bir dayanışma grevi yapmış olmaları. Yani işin ahlaki yanı önemli olan. Ağrı Dağı’ndan bile ses vermesi vicdanların. Türkiye dayanışmayı hatırlıyor. Bir bağ oluşuyor direniş ve iyilik odakları arasında.
Express dergisinin 1 Şubat sayısında ODTÜ Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi Bölümü öğretim üyesi Galip Yalman, TEKEL direniş çadırlarındaki gözlemlerini aktarırken şöyle diyor: Kendilerini artık Türkiye işçi sınıfı mücadelesinin önemli bir unsuru olarak görmeye başlamışlar. Bu gerçekten böyle mi, tartışılır. Ama kendi sendikalarının çok ötesinde, Tekgıda-İş ve Türk-İş’i eleştiren bir noktada oldukları ortada. Buna karşı, gerek örgütlü gözüken çeşitli sol görüşteki üniversite öğrencilerine, gerekse onlara değişik biçimde destek veren ‘sivil toplum’ unsurlarına da müthiş bir sempatiyle yaklaşıyorlar. ‘Travestiler de dahil, bundan sonra herkesin yanındayız, destekçisiyiz’ diyor TEKEL işçileri.
Yine TEKEL direnişçilerinin yanında olan militan işçi Hür Keskin ise derginin aynı sayısında gözlemlerini şöyle ifade ediyor: “O işçilerle irtibat kuran insanlar, yarın öbür gün o işçilerin bulunduğu şehirlerde daha kolay örgütlenebilecek. En azından bir solcu linç edildiğinde ya müdahale edecekler veya lince katılmayacaklar.”
Adıyamanlı bir işçi bir Kürt olması hasebiyle karşılaştığı şiddeti anlattığında Samsunlu arkadaşının ağlamaya başladığını söylüyor. Yani önü sonu kazanılmış durumda artık belki de asıl kazanılması gereken. Bu direnişte. Ama yine devam. Elbette. İnatla.
Yani biz, burada, şimdi, bu adalet nöbetindeyken, daha güçlüyüz onlar oradayken, o çadırlarda, Ankara’da.
Onlar da daha güçlü, elbette biz buradayken.
Bunu hatırlıyor Türkiye.
Öğreniyor.
Böyle güçleniyoruz.
Umut bundan.
İnat bundan.