BİLİM
12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Anadolu’nun çeşitli bölgelerinde doğuma dair inançlar gelenekselleşmiştir. Her koşulda bu “doğum inançları folkloru” binlerce yıldır sevgi ile saklanıp ağızdan ağıza nakledilmekte ve hiçbir hükümet tarafından da asla değiştirilememektedir…

 

Doğum yerleşik pek çok kültürde bir mucize olarak algılanır. İnsan türü farklı ve özel olduğu gerekçesi ile kendi doğum ve ölümünü de aynı ölçüde önemli bulur. Hatta bunu kutsar ve kutlanmasını şiddetle arzular. Teknolojik gelişmeler bu yaklaşımı etkilemişse de günlük hayatta herhangi bir aile için en travmatik hadiselerden birisi Kemalist Devrimlerden ziyade yeni bir bireyin yaşama dahil olması hatta gelip en merkezî yere kurulmasıdır. Gebeliğin öğrenilmesi ile birlikte başka bir soru kısa sürede hadisenin kendisinden daha önemli hale gelir: Acaba doğacak çocuk kız mı yoksa erkek mi olacaktır? Cinsiyet ayrımcılığı bu noktadan itibaren yani daha bebek doğmadan kuluçkalanır. Aman sağlıklı olsun da önemli değil nidalarına karşın gönlün gizli yerlerindeki sinsi beklentiler ergenekonlaşmaktadır. Bu beklentiler doğum vuku bulana kadar sürer ve kaybolan umutlar hemen olası ikinci çocuğa saklanır. Anadolu’nun çeşitli bölgelerinde doğuma dair inançlar gelenekselleşmiştir. Bu inançların kökeni bazen pagan, bazen yurtdışından ithal, bazen yerel olabildiği gibi kısmen de kişiselleşme eğilimde olabilmektedir. Her koşulda bu “doğum inançları folkloru” binlerce yıldır sevgi ile saklanıp ağızdan ağıza nakledilmekte ve hiçbir hükümet tarafından da değiştirilememektedir.

Gebe kalmak arzulanan bir hâl olduğunda yeni evli kadın örneğin Balıkesir’de Deve Dede’nin yatırına giderek kurduğu bir salıncağa bir taş koyar, salıncak kendi kendine sallanır ise çocuk olacak denir. Konya Ereğli’de Veysel Karanî Türbesi’ndeki bir taşa çivi çakar, çivi taşa eğilmeden girer ise çocuk müjdesi hazırdır. Isparta’da yatırın etrafında uyuyan kadının rüyasında kendisine ibrik verilir ise çok yakında çocuk sahibi olacağı kesindir. Eskişehir’de nişanlı kızlar düğünü yaklaşınca tutkallı bir su, Samsun’da ise 41 yumurta akı içer. Adana ve Elâzığ’da  çocuk isteyen kadınlar yedi cins kır çiçeği ile kaynatıldıktan sonra içine ayna, makas, eski ayakkabı konmuş ya da üzerine maydanoz serpilmiş olan süt buğusuna, Mersin’de çam katranı üzerine, Ordu’da haşlanmış sarımsağa, İstanbul’da içinde sıcak su bulunan hamam kurnasına, Balıkesir’de soğumaya terkedilen fırın içine, Fransa’da (!?) Saint-Fiacre adlı taş koltuğa oturtulur. Sibirya’da akar sulara, Yunanistan’da çeşme ve kaynaklara dua edilir. Belçika’da bir maymun heykelinin başı okşanırsa çocuk çantada kekliktir (tarafımdan denenmiş ve muvaffak olunmuştur). Hemen her yerde doğurganlık kadına isnat edildiğinden gelenekler de genelde kadınlar yönünde olmakla beraber bizim meşhur mesir macununun da erkekler açısından gözardı edilmeyecek bir teşvik unsuru olduğunu teslim edelim.

Gerekli tüm bu hazırlıklardan sonra artık gebe kalınması an meselesi olduğuna göre doğacak bebeğin cinsiyeti ile ilgili bazı önlemler alınması da kaçınılmazdır. Mersin’de oğlan isteyen kadın kuşağını bir yatıra atar ve “al kuşağı, ver uşağı”; Tozanlı, Sivas’da ise “sevsem, bir oğlum olsa sevsem, sana bir kurban kessem” der.

Tokat, Kastamonu, İstanbul, Sinop, Mersin, Bursa ve Balıkesir’de gebe kadının haberi olmadan bir minderin altına bıçak, diğerinin altına makas konur. Kadıncağız bıçağın olduğu mindere oturursa çocuk oğlan, altında makas saklanan mindere oturursa çocuk kız olur. Eskişehir ve çevresinde bıçak yerine iğne kullanılmaktadır. Mersin’de çocuk bekleyen bir kadın kayıp bir bıçağı bulursa çocuğun oğlan, bir ziynet eşyası bulursa kız olacağına yorulur. Kastamonu, Ordu, Denizli, İstanbul ve Antep’de hamilenin başına haberi olmadan bir parça tuz serpilir. İlk olarak elini burnuna götürürse çocuk oğlan, ağzına ya da vücudunun başka bir yerine götürürse kız olacaktır. Hamileliğin sonlarına doğru Muğla, Ordu, Mersin, Kandıra, Balıkesir ve Eskişehir civarında bir bardak suya damlatılan gebenin sütü bardağın dibine çökerse doğacak bebeğin oğlan olacağına hükmedilmektedir. Balıkesir’de ateşe bir miktar şap atılır, şap dağılmadan sivri bir şekilde kabarırsa oğlan, dağılırsa kız olacak denir. Tabii ki rüyalar da son derece belirleyicidir. Hamile bir kadın rüyasında yılan ya da güneş görürse Mersin ve civarında oğlana, ay, armut, kiraz görür ise Eskişehir’de kıza işaret sayılır. Bu arada insan vücudunun muhtelif bölümleri ile ilgili olarak oluşmuş bazı pratikler de vardır. Hamilenin kalçası ya da sol memesi büyük ise bebek kız, tersi halde oğlandır. Benzer şekilde karnı sivri ise oğlan, yuvarlak ise kızdır. Birçok yerde gebe çirkinleşir ise “kız anasının güzelliğini aldı”, güzelleşir ise “oğlan anasını süslüyor” derler. Ve elbette kız doğuracak bir kadın ekşiye, oğlan doğuracak ise tatlıya aşerer. Yani “ye ekşiyi getir ayşeyi, ye tatlıyı getir atlıyı” ultrasondan daha garanti bir yöntem olarak kabul görmektedir. Bu durumda her biri farklı cinsiyette olan çift yumurta ikizlerine hamile bir kadının künefe yemek istemesini normal karşılamak gerekir herhalde. Biyoloji bilgisi TV’lerde yayınlanan belgeseller ile donanmış bazı dostlarımın da son zamanlarda Y kromozomu X kromozomuna göre görece hafif olduğundan ayakta halvet sonucu erkek çocuğun garanti olduğunu ifade ettiğini de buraya eklemeden geçmeyelim. Açıkçası ülkemizde de dünyada da bu hadiseye dair söylencelerin çokluğu göz kamaştırıcıdır. Bizim hanım odaya girer girmez emir almış gibi altında bıçak bulunan minderin üstüne oturduğu halde hemen ardından mutfağa gidip vişne yemesi ile geleneklerimize karşı bende bazı şüphelerin ortaya çıkmasını sağladıysa da bu durumu O’nun devrimci ruhuna yorup gelişmeleri yakın gelecekte sizler ile paylaşmayı umut ediyorum.

Sevgili BirGün okuru, tahmin edeceğiniz gibi tüm bunları durup dururken anlatmadık herhalde. Bundan tezi yok hepimize çok önemli bir görev düşüyor. Uluslararası sigorta şirketleri prim toplayacak insan bulmakta zorluk çekiyor. Yaşlı kıtalarda yıllar evvel sigorta yaptıranlar artık emekli oldu ve şirketlerin sıkıntıları da bu noktada ortaya çıkmaya başladı. Yeni sigortalılar olmaz ise sistem tehlikeye girebilir hatta Allah muhafaza çökebilir. Neyse ki çıkarttırılan sosyal güvenlik yasaları ile Türkiye bu havuza dahil edilip Sayın Başbakanımızın da yoğun teşvik ve talimatıyla adam başı üç çocuk sahibi olunursa kısa sürede herkes mutlu olacaktır. Yani bir yandan Sayın Başbakanın gönlünü yapmış oluruz, diğer yandan da kısa hayatı boyunca çalışıp, kazandığı üç kuruşla da ancak mezarda göreceği emeklilik için sigorta şirketlerine avuç dolusu prim ödeyecek postmodern köleler üretiriz. Hem Ankara’da oturanlar için İ. Melih Amcaları bebelerin lastik toplarını çoktan hazırlamıştır bile. Otobüslerin üzerinden atar durur, bu vesile ile Onu da sevindirmiş oluruz. O halde ne diyoruuuz, körolası kapitalizmin aç fırınlarına atmak üzere HAYDİ TÜRKİYEM GAYRET, YE EKŞİYİ GETİR AYŞEYİ!

 

A. Murat AYTEKİN

 

Kaynak: Acıpayamalı, O. 1974. Türkiye’de doğumla ilgili âdet ve inanmaların etnolojik etüdü. Sevinç Matbaası. Ankara.

21 TEMMUZ 2008 HABER LİSTESİ
BİLİM / Temmuz 2008 ARŞİV
21
14
07
BİLİM / ARŞİV
 
BirGün Gazete Ekler
BirGün Pazar
Duvar Gazetesi
BirGün Forum
Araştırma Dosyaları
Latin Amerika
RengAhenk
Dünya Yalnız Bizim Değil
BirGün Kitap
Eğitim Dosyası
BirGün Gençlik
BirGün Gazete Portal
Portal Haberler
Fotoğraf Galerileri
Video Galerileri
Mesaj Tahtası
Duvar Yazıları