3.12.2013 - 9:25
Paylaş

NİHAT AYDIN: ‘Tam da yola çıkma zamanı’

Nihat Aydın, ‘Yola Çıkılmalı’ isimli albümünü çıkardı. İsmini ise: “Yola çıkalım ve özgürlüğümüzü, adaletimizi, bizden bu günlere kadar alınan ne varsa bunları alana dek geri dönmeyelim” diyerek açıklıyor


NİHAT AYDIN: ‘Tam da yola çıkma zamanı’
Okuyucu Modunu Aç Okuyucu Modu Kapat Yazıyı Büyüt:

Ezgi Aydın

ihat Aydın, 1959 yılında Kars’ın Kağızman ilçesinin Yalnızağaç köyünde doğdu. 1977 yılında lise eğitimini tamamlamak için İzmir’e, Gültepe’ye taşındı. Siyasal çalışmalar içerisinde bulundu. 1980 darbesinden sonra dört yıl cezaevinde kaldı. Cezaevi sonrası müzik çalışmalarına hız verdi. Atmacalar albümü sonrası Umuda Ezgi ile 20 yılı aşkın sürecek yolculuğuna başladı. Kitlelerle tanışması “Gün Işımış” albümüyle 1990 yılında gerçekleşen grubun bu albümünü 1991 yılında “Örgütlemişler Baharı”, “Ateş Dağları Sarmış” (1993) ve “Onların Türküsü” (1995) albümleri izledi. Umuda Ezgi, 1995 yılından itibaren tam beş yıl bekleyerek beşinci albümü olan “Savrulma Düşlerim” (2000) albümünü yaptı. Devrimci sanatın özgün gruplarından olan Umuda Ezgi, Türkiye’nin hemen her yerinde halk konserleri, festival ve şenlik etkinlikleri çerçevesindeki dinletiler vasıtasıyla, kitlelerle sıcak teması hiç yitirmedi. Grup, 1990’lı yıllarda ticari pompalamalarla, yapay bir sıçrama gösteren türkü ve türkücülük akımının uzantılarından olmayı reddederek, ülkemizin onurlu aydınlarının, onurlu edebiyatçılarının, onurlu düşün ve sanat adamlarının çizgisinde olmakta ısrar etti. Sömürü ve haksızlıklara direnen Nihat Aydın, bu sıralar kanserle yoğun bir mücadele içerisinde. Bu koşullar altında yeni bir albüme imza atan Aydın ile son albümünü, Umuda Ezgi’nin serüvenini ve memleket meselelerini konuştuk.

»Albümün isminden başlamak istiyorum. Nihat Aydın’ın yıllar sonra çıkan yeni albümünün adı “Yola Çıkılmalı”. Bu ismin sebebi nedir ya da hangi yola, yollara çıkılmalı?
Çok çetrefilli bir soru oldu ama bir yerlerinden yanıtlamaya çalışayım. Şöyle diyebilirim; bu albüm, şimdiye kadarkiler içerisinde en zor, en çetin ve en uzun çalıştığım albüm oldu. Bunun çeşitli nedenleri var elbette. En başlıcası içinde bulunduğum sağlık durumum. 2008’den beri kemoterapi tedavisi görüyorum. Burhaniye’de yaşamaktayım ama tedavim İzmir Ege Üniversitesi Hastanesi’nde devam ediyor. Müzik çalışmalarımı sürdürdüğüm stüdyo da İzmir’de. Aslında biraz tereddütle başlamıştım bu çalışmalara. Bir yandan da 2007 yılından beri başlayan, hatta üç şarkının kaydını bile yaptığımız albüm çalışması öyle boynu bükük duruyordu bir kenarda. Ve bir taraftan da müziğe olan tutkum beni kamçılıyordu. Böylelikle çalışmayı devam ettirmeye karar verdim. İzmir’e tedaviye gidişlerimde bir iki gün erken gidip, bir gününü stüdyoda çalışarak değerlendiriyordum. Sonraki gün de kemoterapi alıp dönüyordum. Stüdyo çalışmalarım boyunca hep aklıma sevgili Kazım Koyuncu geldi. O son konserine çıkarken durumu iyi değildi. Hiç de iyi değildi. Ama o bir Karadenizli’nin kıvrak zekâsıyla “Ha kanser ha konser ne fark eder arada bir harf farklılığı var” diyerek çıkmıştı konsere. Ben de stüdyoyu konser olarak düşünerek “Bir konser bir kanser” anlayışıyla, zor da olsa bu çalışmayı bitirdim.
Sonra bir de bu süreçte çok sevgili bir dostumu, Durmuş Kafkaslı’yı kaybettik. Onun ardından Gürsel Caniklioğlu’nun BirGün’de yazdığı bir yazıyı okudum. Yazının içerisinden sevgili dostum Gürsel’in de onayını alarak “Yola çıkılmalı” diye bir şiir oluşturdum. İşte çalışma bittikten sonra albümün ismini düşünürken, yani neredeyse 2013 yılının da sonlarına gelmişken, ülkede peydah olan yüzlerce vicdan arsızı olay alıp başını gitmişken ve her geçen gün düzenin içerisinde daha da eziliyorken, ‘farklı isimler aramak niye’ dedim kendi kendime. Tam da yola çıkmanın zamanıydı. Hani Yaşar Kemal’in romanından uyarlama bir film karesi vardır hep akıllarımızda. Fatma Girik filmin sonunda; “Düşün yollara yollara...” der. Ben de belki yılların eskitemediği bu film karesini hatırlatmak istedim dostlarıma “Yola çıkmalı” derken. Yola çıkalım ve özgürlüğümüzü, adaletimizi, bizden bu günlere kadar alınan ne varsa bunları alana dek geri dönmeyelim.


»Albümdeki şarkıların oluşum süreci, düzenlemeler, müziklerin çoğunluğu size ait. Albümün tamamında hakim bir hüzün var. Umuda Ezgi ve Nihat Aydın albümlerinde alışık olduğumuz hüzünlerin biraz daha üzerinde sanki bu?
İnsanın yaşadıkları her zaman eserlerine yansıyor sanırım. Dönemsel olarak benim yaşadığım bu süreç de, şarkılarıma ve albümüme yansıdı diye düşünüyorum.

BATI ÇALGILARI TAT VERİYOR
»Albümde yer alan 3 tane halk türküsü var. Ve her biri de oldukça renkli melodilerle bezenmiş. Duymaya alışık olduğumuz halk türküsü formatının dışında. Bu farklı çizgi için siz ne dersiniz?

Ben zaten kendimi hiçbir zaman klasik bir türkücü olarak adlandıramadım. Bilinen türküleri de aynı kalıplarıyla söylemek istemem açıkçası. Bu, böylesi çalışmalar olamaz anlamına gelmiyor elbette. Olur, hatta çok güzel örnekleri de verilmiştir bunun ama bu, özellikle de albüm çalışması söz konusu olduğunda benim tercihim değildir. Ayrıca “Savrulma Düşlerim” adlı albümümden bu tarafa dinleyenlerin de bildiği gibi bu tür türkü denemelerim hep olmuştur. Hatta bu denemelerle birlikte Umuda Ezgi ve Nihat Aydın’a özgü yeni bir çizginin oluştuğunu düşünüyorum. Yani biraz daha modernize, biraz daha batı çalgılarının kullanılarak türkülere farklı bir tat verilmesi bence güzel sonuçlar doğuruyor. Elbette ki burada kast ettiğim şey doğuya özgü çalgılarımızın yetersizliği değil. Müzik denilen o volkanın en şiddetli yerini kendi yorumumuzda asma davullarla belirginleştirirken örneğin, diplerden gelen minimal seslerin yaylılarla pekiştirilmesi gibi bir şeyi kast ediyorum.

»‘Umuda Ezgi’ ve Nihat Aydın’ın müzik yolculuğu nasıl başladı, hangi evrelerden geçti?
Yolculuk aynı zamanda hayatımla paralel diyebilirim. 90 yılında ilk albümümüz çıktı. Grubu Yavuz Bingöl’le birlikte kurduk ve neredeyse 94 yılının sonuna dek yani Yavuz’un “Sen Türkülerini Söyle” albümüne kadar birlikteydik. Daha sonra yollarımızı ayırdık. Ki arkadaşlığımız sürse bile müzikal anlamda tekrar bir araya gelmedik. Fakat bu albümde ve rahatsızlığımdan sonraki süreçte Yavuz’la da paslaştık tabii. Albüm kapağında da ismine yer verirken tereddüt etmedim. Yavuz’la müzikal anlamda yollarımızı ayırdıktan sonraki süreçte Umuda Ezgi yenilenme ve özellikle müzikal anlamda bir devrim yaşadı diyebiliriz. Uzun bir ara verilerek hazırlanmış “Savrulma Düşlerim” adlı albümümüz ortaya çıktı. En sevilen Umuda Ezgi albümlerinden biri oldu tabii. Sonraki süreçte de “Söyleyemedim” aynı şekilde yeni bir Umuda Ezgi müziğiyle yoğrularak ortaya çıktı. İlk albümlerdeki protest Umuda Ezgi tavrı devam ederken müzikal anlamda da gelişmeler, değişimler hep devam etti. Müzikal sürecim boyunca çeşitli kitle örgütlerinin, parti ve sivil toplum örgütlerinin düzenlediği etkinliklere, mitinglere de katıldım ve gerçek hayatın sokaklarda olduğu tezine inandım hep. Bu yüzden canlı performanslara ağırlık verdim, İnsanlarla etkileşim halinde olmaya çalıştım hep. Bu anlamda ‘Gezi’ sürecini evde geçirmek cidden zordu benim için...

DİRENİŞİN ŞARKILARI OLUŞUYOR
»“Yola Çıkılmalı” adlı son çalışmanızın bir önceki albümünüzle arasında 9 yıl var. Bu 9 yılın elbette ki öncelikle sağlık durumunuz olmak üzere sizin açınızdan çok haklı gerekçeleri var. Ama bu yıllarda da bir şekilde hayatın içindeydiniz ve mücadele ettiniz. Peki, bu geçen 9 yıl içerisinde ülkede meydana gelen olayları ve müzikal süreçleri kısaca kendi açınızdan nasıl değerlendirirsiniz?

Ülke ile ilgili söylenebilecek çok şey var. Yıllardır sürüp giden yanlış politikalar, bir türlü çözüme kavuşturulamayan Kürt sorunu, Alevi sorunu ve diğer etnik kökenlerle ilgili sorunlar... Her gün biraz daha büyüyerek devam ediyor. AKP’nin yoksulu daha yoksul, zengini daha zengin yapan politikaları ve yanı sıra demokrasi paketi gibi bir yığın aldatmacaları devam ediyor. Ama ülkede bir taraftan da güzel şeyler oluyor. Uzun yıllardır sus pus olmuş gençlik ve beraberinde halk, Gezi Parkı Direnişi ile artık yeter diyor ve başkaldırıyor. Hala o hareketli Haziran’ın yankıları ülkemizin her tarafında hissediliyor. Müzikal süreç de olup bitenlere paralel olarak kendini yeniliyor, değiştiriyor ve geliştiriyor. Halk kendi müziğini, kendi şarkılarını oluşturmaktan geri kalmıyor.

»Peki siz bu olup biten olaylar içerisinde kendinizi nereye koyarsınız?
Kendimi hiçbir yere koyamıyorum. Çünkü hastalığım ve tedavim hâlâ devam ediyor. İnsanın istediği yerde olamaması, bazen kendisini oldukça olumsuz etkiliyor. Mesela Gezi Direnişi’nin ilk başladığı günlerde ben Ege Üniversitesi acilinde yatmaktaydım. Sonrasında da direnişe çok fazla katılamadım ama en azından yaşadığım çevredeki kimi etkinliklere kendimi zorlayarak, gittiğim yerlerde yalnızca arabada oturmayı dahi göze alarak katılmayı tercih ettim. Samimi olarak söyleyebilirim ki benim bu süreci takip ederken en büyük rehberim BirGün Gazetesi oldu.

Editör :